Enerji Bakanı Sn. Hilmi Güler'e Açık Mektup

Sayın Güler, son günlerde medyada,"nükleer santrallar konusunda teknik incelemeler sürüyor, kurulmasında şartname aşamasına gelindi" şeklindeki açıklamalarınız sıkça yer alıyor. Ayrıca "Çevrecilerin endişelerini bildiğiniz"," Nükleer santralların en güvenlisini ve çevreye en duyarlı olanını kuracağız. Kimse merak etmesin" türünde iddialarınız da var. Türkiye‘nin 37 yıllık nükleer santral macerasının "hikayesini" (1) araştırmış-yazmış bir elektrik mühendisi ve aynı zamanda da çevreye duyarlı bir yurttaş olarak olarak, size nacizane bir uyarıda bulunmak istiyorum.

Elektrik Mühendisliği Dergisi‘nde şöyle yazmıştım: "Hatta bu bağlamda, son söz yerine biraz da haddimi aşarak; siyasi görüşleri ne olursa olsun, EMO‘nun bugüne kadar savunduğu doğru enerji politikalarını uyguladıkları ve yolsuzlukların üzerine sonuna kadar dürüstçe/samimice/cesurca gittiklere sürece, Hükümete ve özellikle Enerji Bakanı Sn. Dr. Hilmi Güler‘e bu anlamda açık destek verilmesinin etik kurallar çerçevesinde zorunlu ve doğru olduğunu düşünüyorum kendi adıma..."(2).

Sayın Güler, EMO‘nun karşı çıktığı "mobil santralları" kapattınız, EMO‘nun mahkemeye verdiği talancı Aktaş, Çukurova ve Kepez gibi özelleştirilmelere" el koydunuz, EMO‘nun kamuoyuna ifşa ettiği pahalı elektrik alımı anlaşmaları yapılan Yİ-YİD türü enerji alım anlaşmalarını iptal ettiniz, yine EMO‘nun belirttiği yolsuzluklarla yükselen doğalgaz ve elektrik fiyatlarını bir miktar ucuzlattınız, en azından "enerji yolsuzluklarından" bir kısmını açığa çıkardınız, EMO‘nun sürekli dile getirdiği yüksek elektrik kayıp ve kaçaklarını kabul ettiniz ve üzerine gitmeye başladınız, esasında EMO‘nun enerji politikasının temeli olan ve dışa bağımlılığımızı artıran doğalgaz yerine yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneleceğinizin sinyallerini verdiniz, adil olmayan bölgesel elektrik tarifesi, 150 kW/saat uygulamalarından vazgeçtiniz vb. Bu gelişmeler ve doğru uygulamalar için size teşekkür ediyoruz.

Ancak EMO‘nun 1976 yılından beri karşı çıktığı ve gelmiş geçmiş tüm enerji bakanının peşinden koştuğu (hatta Sn. Cumhur Ersümer gibi bazı bakan ve teknokratın başını yiyen, Beyaz Enerji davasının gündeme gelmesine yol açan ), ülkemizdeki yanlış enerji politikalarının en belirgin örneği olan "Nükleer Santral İhalesi"ni tekrar gündeme getirmeniz büyük bir talihsizliktir. Umarım, bu yanlıştan en kısa sürede dönersiniz ve başımıza, hem sizi hem de ülkemizi batıracak bir bela daha açmazsınız.

Yine açıklamalarınızda "daha önce yapılan ihale süreçlerindeki hataların tekrarlanmayacağını" ifade ediyorsunuz. Eğer sizden önceki hükümetler bu "hatalarla" herşeye rağmen ihale yapmayı başarabilselerdi, krizde ülkemize 4-5 milyar dolarlık fazladan ekonomik bir yük daha binmiş olacaktı.

Sayın Güler, iki yanlış hiçbir zaman bir doğru yapmaz. Doğalgaz bağımlılığından ve lobisinden kaçalım derken, nükleer lobinin tuzağına düşmeyiniz. Ayrıca, "2007 yılında oluşmasını beklediğiniz elektrik açığının kapatılması için nükleer santral kurulmasının gündemde tutulduğunu" lütfen bir daha söylemeyiniz. Çünkü, bu ülkenin insanları acilen nükleer santral yapılmazsa karanlıkta kalacağız masalını çok dinledi. Hem de ABD‘deki nükleer santral yapımları en az 15 yıl, Brezilya‘daki son nükleer santral yapımı ise 25 yıl sürmüştür. Siz, 37 yıldır nükleer santral ihalesini yapamamış, şartnamesini bile kendi hazırlayamayan, ihalesinin kaç kere iptal edildiği bilinmeyen, ekonomik güvensizliklerin-belirsizliklerin-krizlerin hala sürdüğü, yolsuzlukların en üst boyutta olduğu, dış borcu en fazla olan bir ülkede, 3-5 yılda nasıl nükleer santral kurabileceksiniz? Zaten siz kurmak isteseniz de, sanırım Türkiye‘ye teklif verecek ülke-firma bulamayabilirsiniz artık...

Süleyman Demirel, nükleer santralları ilk kez ülke gündemine sokmuş ancak ülkeyi termik santrallarla donatmıştı. Turgut Özal döneminde nükleer santrallar gündeme getirilip, doğalgaz santralları pazarlanmıştı. Mesut Yılmaz zamanında ise, yine sürekli gündemde nükleer santral tartışması yapılıp, sonunda bugün çalıştırılmayan mobil santrallar tezgahlanmıştı. Acaba sırada şimdi ne var diye, insanın aklına kötü şeyler geliyor...

Sayın Güler, nükleer enerji misyonunu ve miadını, başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde tamamladı. Tüm dünyaca kabul edildiği ve artık terk edildiği üzere, başta nükleer santrallar olmak üzere fosil enerji kaynakları, çok büyük ve geri dönülemez bir çevre kirliliği ve toplumsal maliyet yaratmaktadır. Fosil enerji kaynakları, ekolojik dengenin, asit yağmurlarının, sera etkisinin, küresel ısınma/soğumanın, iklim değişikliğinin bilimsel olarak "tescilli kaynağı"dır. Ayrıca nükleer enerjinin, sonlu, finansman-yatırım-işletim-söküm maliyetleri açısından en pahalı, yakıt ve teknoloji olarak dışa bağımlı oluşu, hala bertaraf edilemeyen radyoaktif atık sorunu, küresel ısınmayı artırması, ekolojik dengeyi bozması nedeniyle ve üretim güvenirliği-kaza-risk açısından da en tehlikeli olduğu anlaşılmıştır.

Bu gerçeklerden yola çıkarak, ülkemizin Avrupa Birliği yolunda enerji politikasının yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı, özellikle enerji sektörümüzün yeniden yapılandırıldığı bu süreçte önceliklerimizin ve tercihlerimizin, artık nükleer enerji gibi fosil enerji kaynaklarından yana değil, yenilenebilir enerji kaynaklarından, enerji verimliliğinden yana olması zaten kaçınılmazdır. Fakat ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları hakkında yasal bir düzenleme maalesef henüz yoktur. Ancak her zaman yapıldığı gibi, TMMOB-EMO, Çevre ve Tüketici Dernekleri, STK‘lardan katkı ve görüş alınmadan hazırlanmakta olan bir taslak çalışması vardır.

Ülkemiz enerji sektörünün yeniden yapılanması amacıyla hazırlanan ve 3 Mart 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu‘nun 5. maddesinin p) bendinde, "Elektrik enerjisi üretiminde çevresel etkiler nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarının ve yerli enerji kaynaklarının kullanımını özendirmek amacıyla gerekli tedbirleri almak ve bu konuda teşvik uygulamaları için ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde girişimde bulunmak" diye belirtilmiştir. Yine aynı Kanun‘nun 4 nolu geçici maddesinde ise;" .... İşletme hakkı devir işlemleri yukarıdaki birinci fıkrada belirtilen tarihe kadar tamamlananlardan, çevre kirliliği önleyici tesisleri TEAŞ tarafından yapılanların bitirilmesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin alınması için, devir tarihinden itibaren iki yıllık süre tanınır. Bu süre zarfında söz konusu tesislerdeki elektrik üretim faaliyeti bu gerekçeyle durdurulamaz" denilmektedir.

"Çevre" ve "yenilenebilir enerji" kavramlarının değinildiği bu iki maddede, hem muğlaklık hem de çevreyi, yenilenebilir enerji tercihini ihmal çok açık olarak belirtilmiştir. Sonradan hazırlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği ile yenilenebilir enerji kaynaklarına getirilen teşvikler de bu durumu düzeltmeye yetmemiştir.

Bu teşviklerin dışında, birçok Avrupa Ülkesinde yaygın olarak yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik etmek amacıyla, sabit fiyat (Almanya, Danimarka, Yunanistan), kota/kamu ihale yöntemi (Fransa, İngiltere), vergi iadesi ( Finlandiya) ve zorunlu/gönüllü yeşil sertifika yöntemleri (Belçika, Danimarka, İtalya, Hollanda) kullanılmaktadır. Ülkemizde de bu teşviklerin yanısıra:
· Yenilenebilir Enerji Kaynakları, Enerji Verimliliği Kanun tasarılarının hazırlanması, EPDK‘nın ve Enerji Piyasası Kanunu‘nun yeniden yapılanması sürecine; ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının doğrudan katılımı sağlanmalıdır,
· Yenilenebilir enerji kaynaklı yatırımlar ve sanayisi doğrudan teşvik edilmeli, Ar-Ge projeleri desteklenmelidir,
· Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın envanteri hazırlanmalı, yenilenebilir enerji kaynak bölgeleri korunmalıdır,
· Fosil enerji kaynakları yerine, yerli, çevreci ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının sağlanmasını planlayan yeni bir Ulusal Enerji Politikası oluşturulmalıdır,
· Gerçek - tüzel kişilerin, ailelerin sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve gerektiğinde de ihtiyaç fazlasını sisteme satmalarını sağlayacak şekilde yenilenebilir enerji üretimi teşvik ve subvanse edilmelidir,
· Serbest olan ve olmayan tüketicilerin, çevreci ve yenilenebilir enerji kaynaklı enerji kullanımını tercih etmesini kolaylaştıracak-sağlayacak yasal mevzuat ve alt yapı düzenlemeleri yapılmalıdır.

Saygılarımla,

Arif Künar
Elektrik Mühendisi


KAYNAKLAR:

1) Arif Künar, Donkişot‘lar Akkuyu‘ya Karşı, anti-nükleer hikayeler, EMO yayını, Nisan 2002
2) Arif Künar, İş Etiği ve Mesleki Davranış İlkelerimize Ne Oldu?, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Sayı:420, Ocak 2004

*Bu yazı Radikal 2‘de (Radikal Gazetesi Pazar Eki), 23 Mayıs 2004 tarihinde yayınlanmıştır.

PİYASA YASALARI ve TÜKETİCİ HAKLARI

Piyasa Yasaları ve Tüketici Hakları

Arif Künar
Tüketici Hakları Derneği Enerji Komisyonu Başkanı


ÖZET
Yıllardır, yanlış enerji politikaları/yatırımlar/özelleştirmeler ve yolsuzluklarla ilgili sürekli yazdık, konuştuk (başta TMMOB-Elektrik Mühendisleri Odası, Tüketici Hakları Derneği, Akademisyenler, Çevreciler, Demokratik Kitle Örgütleri, Yurttaşlar vb.), fakat “kervan”(*) hiç durmadan yoluna devam etti.

Beyaz Enerji Operasyonu”ndan çok önceleri ve en son olarak; “Son 20 yılda yapılmış ve devam eden tüm enerji ihaleleri, devirler ve özelleştirmeler incelenecek olursa, ülkemizin 30 milyar dolar civarında olduğu söylenen banka batıklarından çok daha fazla, belki de 50-60 milyar dolarlık bir batağa sürüklenmiş olduğu açığa çıkacaktır.”(1) diye yazmıştık... Ekim 2003 ayında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporları ve Enerji Bakanı Sn. Dr. Hilmi Güler’in açıklamaları bu iddiamızı maalesef doğrulamış oldu. “Kervan”lar bütün ülkelerde hep güçlüdür, ama bazı ülkelerde bu “kervan”ları, “fincancı katırlarını” ürkütüp, kaçırabilen etkin-yaygın tüketici hareketleri vardır. Ancak ABD’de ENRON ve Kaliforniya’da elektrik firmalarını dize getiren güçlü tüketici ve yurttaş hareketleri yerine (bizde maalesef henüz oluşamadığı için), ülkemizde yalnızca TMMOB-EMO, STK’ları ve görev şehidi Hasan Balıkçı gibi hala herşeye rağmen “namuslu” kalabilmiş bazı idealist mühendisler yıllarca; Aliağa-Gökova Termik Santralı, Aktaş, Akkuyu Nükleer Santral Projesi, Mobil Santrallar, Hasankeyf-Fırtına Deresi Hidroelektrik Santralları, yerli ENRON=Uzan (Kepez ve Çukurova), YİD, Yİ, kaçak elektrik kullanımı, enerji fiyatlarının vergi kaynağı olarak sürekli artırılması, bölgesel elektrik tarifeleri, 150 KW/saat üzeri zamlı tarife, aylık sabit abonman bedeli uygulamaları vb.’lerine karşı basında, meydanlarda ve mahkemelerde “Don Kişot”ca mücadele verdiler.

Bu mücadele ve müdahalelerin sonucunda; kuşkusuz birçok hukuk savaşı kazanılmış, mevcut yolsuzluklardan birçoğu ortaya çıkarılmış, hatta mahkemelerce de belgelenmiş, Devletçe- Hükümetçe “resmen” dile getirilmiş olmasına rağmen, maalesef “kervan”lar bugün hala yürümeye devam ediyor. Artık sürekli şikayet etmenin, eleştirmenin ve hep “biz demiştik” demenin dışında; peki ne yapmalıyız ve nasıl kurtulmalıyız bu “makus” kaderimizden? Bu bağlamda “kervan”ların durdurulabilmesi için yapılması gerekenlerden bizce en önemli ve hayati olanını; “Enerji Tüketicileri Konseyi” oluşumunu birkez daha tartışmaya açmak istiyorum…

ENERJİ PİYASASI; SERBESTLEŞME Mİ, SERTLEŞME Mİ?Bütün dünyada hala tartışılan ve birçok uygulaması şimdiden başarısızlıkla sonuçlanmış olan enerjinin serbestleştirilmesi ve liberalizasyonu çalışmaları; kaçınılmaz olarak ülkemizde de yanlış başladı (mevzuat çalışmaları yapılmadan önce özelleştirme-devir çalışmaları başlatıldı, sonradan Enerji Piyasası Yasası ve Yönetmelikleri bunlara uydurulmaya çalışıldı ve hala da çalışılıyor) ve bu yanlışlar artarak devam ediyor. Uygulamanın yapıldığı Avrupa Birliği üyesi ülkelerden yalnızca İngiltere, Almanya ve Avusturya’da elektrik fiyatlarında düşüş olmuş, diğer üye ülkelerin tümünde beklenen iyileşmeler gerçekleşmemiş, hatta fiyatlar artmıştır. Kaliforniya-ABD’de 1988 yılında uygulamaya geçildikten tam 2 yıl sonra; 2. Dünya Savaşı’dan sonra ilk kez elektrikler kesilmiş, elektrik şirketleri iflas etmiş, elektrik fiyatları aşırı yükselmiştir. “Aralık 2000’de ortalama fiyatlar 10 kat artarak 317 ABD Doları/MWh olmuştur”(2). Benzer şekilde; “Doğalgaz sektöründe ise, Danimarka haricindeki üye ülkelerde, büyük ölçekli tüketiciler için fiyatlarda gözlenen düşüşlere karşın, küçük işletmeler ve hane halkı tüketicilerinin fiyatlarında artışlar yaşanmıştır”(3).

Birçok “doğru” öngörüde olduğu gibi (yıllarca EMO ve THD, kulağa pek hoş gelen “serbestleşme” kavramı altında, piyasanın bu “sertleşme” uygulamalarına hep karşı durdu) olası “kaotik” durumu ısrarla ve defalarca dile getirmiştik; “Kendi elektriğini üretebilen ve çok büyük miktarda elektrik tüketen (asgari 9.000.000. Kwh/yıl) sanayiciler (serbest tüketiciler), dışında kalan tüm elektrik tüketicisi kesimler ve ülkemizin geleceği, “Elektrik Piyasası Kanunu”ndan olumsuz etkilenecektir.

Serbest Tüketiciler dışında kalan milyonlarca küçük tüketici ve küçük-orta ölçekli elektrik tüketicisi olan kuruluşlar; herhangi bir haksızlık durumunda, kötü hizmet ve servis aldıklarında, elektrik kesintisinden kaynaklı yaşadıkları sıkıntılarda, aşırı fiyat artışlarında seslerini duyurabilecekleri,muhatap alınacakları, şikayet edebilecekleri, kısacası haklarını arayabilecekleri bir makam bulamayacaklardır. Tamamen Dünya Bankası ve uluslararası büyük firma-yatırımcıların düzenlediği bu yasa karşısında “tüketici hakları” ve bununla ilgili itirazlar, başvurulacak mahkemeler konusunda; ülkemiz mahkemeleri ve Danıştay devre dışı bırakılmakta, “Tahkim Yasaları” uyarınca, uluslararası tahkime gidilmekte ve burada da dev enerji firmaları hep haklı çıkarılmaktadırlar. “Elektrik Piyasası Kanunu” milyonlarca tüketiciyi kollayan bir yasadan çok, “Toptan ve Perakende Elektrik Satıcıları”nı ve az sayıdaki “Serbest Tüketicileri” kollayan bir yasadır”(4).

Sonuç itibariyle, “serbest olmayan tüketici” açısından şu anki en temel hedef; bu deneme-yanılma, itiş-kakış esnasında, fillerin dövüşündeki ezilen çimen olmamak ve gerektiğinde “sert olan tüketici” olabilmektir.

“SERBEST OL(A)MAYAN TÜKETİCİ”…Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ile toptan ve perakende satış şirketleri arasında yapılan fiyat anlaşmalarında hiçbir şekilde “temsil” edilmeyen ama bu uygulamadan doğrudan etkilenen milyonlarca “Serbest Ol(a)mayan Tüketici”nin haklarını korumak, kollamak ülkemizde de yakın zamanda kaçınılmaz olacaktır. Bu amaca yönelik olarak, her konuyla genel anlamda ilgilenen mevcut tüketici derneklerinin yanısıra, elektrik-doğalgaz-akaryakıt perakende satış şirketlerinin hizmet verdiği farklı bölgelerde, içerisinde yalnızca bu hizmeti doğrudan alanların yer aldığı ve “amacı-ilgi alanı”; özellikle daha temiz, çevreyle uyumlu, ucuz, sürekli, verimli, kaliteli elektrik/enerji elde etmek ve kullanmak üzere “uzmanlaşmış” olan yeni derneklere-konseylerebirliklere- kooperatiflere de ihtiyaç olacaktır. Bir sitede, semtte, beldede ve/ya şehirde yaşayan yüzlerce hatta binlerce “Serbest Ol(a)mayan Tüketici” taleplerini birleştirip, yüksek miktarda elektrik kullanan “Serbest Tüketici” niteliğine kavuşup; toptan ve perakende satış şirketleri ile pazarlık yapabilecek, istedikleri firmadan, tercih ettikleri elektrik enerjisi santralinden enerji satın alabileceklerdir. “Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği”nde bunun yolu kısmen de olsa açıktır. “Ayrıca, aşağıdaki talep birleştirme hallerinde, ilgili tüzel kişinin serbest tüketici niteliği kazandığı kabul edilir;

a) Aynı veya farklı dağıtım bölgelerindeki birden fazla tüketim noktasında aynı tüzel kişiliğe ait toplam elektrik enerjisi tüketiminin bir önceki takvim yılına ait serbest tüketici limitini geçmesi,
b) Kontrol ilişkisiyle tek bir tüzel kişiye bağlı olan tüzel kişilerin, aynı veya farklı dağıtım
bölgelerindeki birden fazla tüketim noktasında bir önceki takvim yılına ait toplam elektrik
enerjisi tüketimlerinin serbest tüketici limitini geçmesi ve ikili anlaşmayı tedarikçi ile kontrol ilişkisiyle bağlı olunan tüzel kişinin yapması,
c) Bir araya gelerek tek bir tüzel kişilik oluşturan birden fazla tüketicinin bir önceki takvim
yılına ait toplam elektrik enerjisi tüketimlerinin serbest tüketici limitini geçmesi, tedarikçi ile söz konusu tüzel kişiliğin ikili anlaşma yapması ve söz konusu tüketicilerin elektrik enerjisi tüketimlerinin tek bir ortak sayaçtan ölçülmesi”(5).

Ancak maalesef uygulamalar göstermiştir ki; “Üye ülkelerin çoğunda serbest tüketicilerin tedarikçilerini değiştirmek veya tedarik şartlarını yeniden müzakere etmek için gerçekleştirilen faaliyetlerde büyük ölçekli tüketicilerin etkinlik sağladığı ancak küçük ölçekli tüketicilerin söz konusu faaliyetlerde istenen seviyede bir etkinlik gösteremedikleri kaydedilmiştir. Elektrik sektöründe gerçek bir rekabet ortamının bulunduğu İngiltere haricindeki üye ülkelerde, küçük ölçekli tüketiciler tarafından tedarikçilerini değiştirmek veya mevcut tedarik şartlarını yeniden düzenlemek amacıyla gerçekleştirilen müzakereler oranı %10-20 seviyesini aşamamıştır”(6).

Bu nedenle küçük ölçekli tüketiciler eğer öyle ya da böyle bu oyunda artık yer almak zorundaysa, o zaman oyunun kuralları oluşturulurken bizatihi baştan içinde yer almalı; “mızıkçılık”, “hile”, “kural ihlali” yapanları oyundan atabilme hakkını, tüketimden gelen gücünü kullanabilmelidir. Bunun için de başta EMO, THD ve Tüketici Dernekleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde; Çevre Dernekleri, Sivil Toplum Kuruluşları, Barolar Birliği, KOBİler, Toplu Konut Kooperatif Birlikleri, Belediyeler, enerji sektörünün duayenleri ve ilgili akademisyenler vb. tarafından oluşacak geniş katılımlı “Enerji Tüketicileri Konseyi” çalışmasını gerçekleştirmek, kaçınılmaz bir zorunluluk ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Şimdiden aşağıdaki haklarımızı tam ve doğru olarak öğrenmek, saptamak, yeniden oluşturmak, talep etmek ve nihayetinde uygulamaya sokmak zorundayız;

” • Elektrik enerjisi fiyatının ikili anlaşma süresi boyunca sabit olup olmadığı,
• İkili anlaşmanın süresi,
• Elektrik enerjisi fiyatının kullanılacak elektrik enerjisi miktarı ile değişip değişmeyeceği,
• Tedarikçi tarafından ikili anlaşma kapsamında sağlanması öngörülen diğer hizmetlerin
elektrik enerjisi fiyatına dahil olup olmadığı,
• İkili anlaşmanın yürürlüğe girmesini müteakip herhangi bir başlangıç bedelinin ödenip
ödenmeyeceği,
• Serbest tüketici veya tedarikçiden herhangi birinin ikili anlaşmanın süresinin uzatılmasını veya feshedilmesini talep etmesi durumunda bunu asgari ne kadar süre öncesinden yapmak zorunda olduğu ve bu uzatma veya fesih talebinin ne kadar süre içinde cevaplandırılması gerektiği,
• İkili anlaşmanın süresi dolmadan önce feshedilmesi durumunda herhangi bir tazminat bedel ödenip ödemeyeceği,
• Yedek tedarikçi anlaşması bulunup bulunmadığı,
• Teminat koşulları,
• Mücbir sebepler ve sonuçları,
• Tazminat hükümleri”(7).

Ayrıca tüketicilere güvenilir, kaliteli ve sürekli enerji temini için elektrik şirketlerinin “hizmet standartları;
• Elektrik kesintilerine ilişkin maksimum sayıyı ve süresini,
• Temin edilecek enerjinin gerilimi ve frekansını,
• Kesinti sonrasında enerjinin ne kadar sürede verileceği,
• Planlı kesintilerin ne kadar zaman önceden haber verileceğini,
• Planlı sayaç okumalar ve şahıs mülkiyetine giriş gerektiren durumların ne kadar süre öncesinde bildirileceği,
• Tüketici şikeyetlerinin ne kadar süre zarfında cevaplandırılacağı,
• Tüketicilerin ilgili taraflardan bildirilen cevabı kabul etmeme hakkına sahip olması ve bu durumlarda hangi mercilere başvuracağının belirlenmesi,
hususlarını kapsamalıdır”(8).

Bütün bunların yanısıra;
• Tüketicilerin çevreci ve yenilenebilir enerji üretim santrallarını desteklemek için, gerekirse “yeşil vergi” ödeyerek tercih hakkı, (Almanya, Hollanda, İngiltere vb.)
• Tüketici temsilcilerinin “Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu”nda temsil, bilgilenme, kontrol ve denetim hakkı, (İngiltere vb.)
• Düşük gelirli tüketicilerin korunması hakkı (ABD’deki; doğrudan nakit, ucuz enerji tarifeleri, taksitlendirme, tüketici eğitim proğramı, verimlilik-bina izolasyonu destek fonu vb.)
• “Ulusal Güvenlik” ve “Serbest Olmayan” tüketicilerin sadece “kar” mantığı ile çalışan “özel sektör” firmalarının insafına bırakılmasının önüne geçilebilmesi için, kamuya ait ve devlet kontrollü enerji santrallarının kullanılması hakkı
• “Serbest Ol(a)mayan Tükecinin”; “Serbest Tüketici” niteliğine kavuşmasının kolaylaştırılması hakkı (Bir çok ülkede, limitler düşülmekte ve mevzuatlar basitleştirilmektedir) sağlanmalıdır.

SONUÇ: “ENERJİ TÜKETİCİLERİ KONSEYİ”Nİ ACİLEN HAYATA GEÇİRMELİYİZ…
Farklı bölgelerdeki “Enerji Tüketicileri /Tüketici Dernekleri”nin bir araya gelerek konfederasyon şeklinde oluşturacağı “Enerji Tüketicileri Konseyi”; “Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu”nun doğrudan “muhatap” alacağı, ülke enerji politikalarının da genel olarak tartışılacağı (kaynak, çeşit, fiyat, kalite, uygulama, servis, yaptırım, tercih, haklar vd.), çıkan sonuçlara ve eğilimlere göre ulusal çapta kampanyaların, boykotların ve ciddi yaptırımların hayata geçirileceği etkin-güçlü bir sivil toplum kuruluşu olacaktır. Aynı zamanda da, tüm yurt çapında elektrik/enerji tüketicilerine yol gösteren, danışmanlık hizmeti veren, şikayetlerde bulunan, gerektiğinde davalar açan ve piyasada oluşacak olan haksız rekabeti tüketiciler lehine çeviren bir görevi de üstlenecektir. Tek tek tüketicilerin çıkarları dışında ancak böylesi bir geniş bir oluşumla; ülke için gerçek ve ulusal anlamda bir enerji tasarrufu, verimlilik, yenilenebilir, çevreci, finansal ve enerji kaynaklarının doğru kullanımı sağlanabilir.

KAYNAKLAR
(1) “Ulusal Enerji Konseyi” ve “Elektrik Tüketicileri Konseyi”, Arif Künar, Elektrik Mühendisliği Dergisi, Eylül 2001, Sayı; 410
(2) Kaliforniya Elektrik Sektörü Krizi ve Alınması Gereken Dersler, Bahadır Uçan-TEİAŞ, 24-27 Eylül 2003 DEK Türkiye 9. Enerji Kongresi
(3) Avrupa Birliğinde Enerji İç Pazarının Tamamlanmasına Yönelik Uygulamalar, İrem Arıcan-ETKB, 24-27 Eylül 2003 DEK Türkiye 9. Enerji
Kongresi
(4) Daha Fazla “Çevre” ve “Verimlilik” İçin; Enerji Tüketicileri Konseyi, Arif Künar, EİEİ-Enerji 2003 Ulusal Enerji Verimliliği Kongresi
(5) Elektrik Piyasası Serbest Tüketici Yönetmeliği, 04/09/ 2002 tarihli ve 24866 sayılı Resmi Gazete
(6) Avrupa Birliğinde Enerji İç Pazarının Tamamlanmasına Yönelik Uygulamalar, İrem Arıcan-ETKB, 24-27 Eylül 2003 DEK Türkiye 9. Enerji
Kongresi
(7) Piyasa Uygulama El Kitabı, Nisan 2003, EPDK Yayını
(8) Liberal Elektrik Piyasalarında Tüketici Korumaları, Vedii Yeşilkılıç-TEİAŞ, 24-27 Eylül 2003 DEK Türkiye 9. Enerji Kongresi

DİPNOT
(*) “İt ürür, kervan yürür”, Enka-Intergen Ortaklığı tarafından yap-işlet modeli ile yaptırılan ve 21 Eylül 2002 tarihinde işletmeye açılan Adapazarı ve Gebze Doğal Gaz Santralları’nın açılış konuşmasında ANAP eski Genel Başkanı ve Başbakan eski Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın hükümetinin enerji politikalarını eleştirenlere verdiği “veciz” yanıt.

Halkın Hakları Forumu Çalışma Grubu 14 Mayıs 2007 (Daha önce EMO Dergisinde ve EİEİ Sempozyumunda yayınlanmış yazı)

DAHA FAZLA "ÇEVRE" VE "VERİMLİLİK" İÇİN; "ENERJİ TÜKETİCİLERİ KONSEYİ" ... Ocak 2003

Arif Künar
Elektrik Mühendisi
Tüketici Hakları Derneği Enerji Komisyonu Başkanı


ÖZET
Bu tebliğimizde, “enerji-çevre-verimlilik-tüketici” ilişkisini/çelişkisini, daha sağlıklı ve yapıcı olarak tartışmak, bu ilişkinin; ülke-doğa yararına daha “doğru” kurulabilmesini sağlamak için yeni bir oluşum öneriyoruz. Ülkemiz enerji politikalarının “sağlıklı ve doğru” olarak belirlenmesinde, Tüketici Hakları Derneği ve Elektrik Mühendisleri Odası’nın “asli” yerini artık “doğrudan” alması, bugüne kadar yanlış enerji planlamalarından, tercihlerinden, yer seçimlerinden kaynaklanan; devlet ile sivil toplum-tüketici-yöre halkı arasında yaşanan çatışmaların ve esasen de, kapalı kapılar ardında alınan bütün bu kararların ülkeye, ekonomiye, çevreye, yurttaşlara ve tüketicilere verdiği zararların engellenmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak ta, başını THD ve EMO’nın çekeceği bir takım somut oluşumlara ihtiyaç vardır. Bu çerçevede gerekçelerini aktarmaya çalışacağımız geniş ve yaygın katılımlı bir “Ulusal Enerji Konseyi” ve bu konseyden oluşturulacak olan, ABD’de, Avrupa’da giderek yaygınlaşmaya başlayan; “Enerji/Elektrik Tüketicileri Konseyi” bir an önceülkemizde de kurulmalıdır.

ÖNCE ÇEVRE; ALİAĞA, AKKUYU ve DİĞERLERİ...
Özellikle THD, TMMOB-EMO, yöre halkı ve çevrecilerin yoğun mücadeleleri sonucunda iptal edilen; 1990’ların başında Uluslararası boyutu da olan Aliağa Termik Santrali, 2000’li yıllarda Akkuyu Nükleer Santrali, Amasra, Trabzon ve Dalaman Mobil Santrali, yine aynı akibete uğrayacakları şimdiden belli olan Hasankeyf ve Fırtına Deresi Hidroelektrik Santrali projeleri bahsettiğimiz yanlış enerji politikalarından sadece birkaçıdır. Başta THD, EMO gibi sivil toplum kuruluşlarının ve tüm çevrecilerin karşı duruşlarıyla yapılamayan/vazgeçilen bu projeler sayesinde güzel ülkemiz; bir daha asla geri dönülemeyecek son derece vahim yanlış enerji politikalarından, büyük yolsuzluklardan, yeni borç tuzaklarından, muhtemel çevre felaketlerinden kurtulmuştur.

Ancak daha önceleri hiçbir enerji planlamasında yer almadığı halde, yalnızca politik ve rant amaçlı yapılmış olan Yatağan Termik Santrali, Afşin-Elbistan Termik Santrali, bütün çabalara karşı engellenememiş olan Gökova Termik Santrali, Aktaş ve Çukurova Özelleştirmeleri vd.nin; ülkemize, çevreye, yöre insanlarına ve ekonomimize verdiği zararlar artık kamuoyunca bilinmekte ve maalesef halen de devam etmektedir.

“Beyaz Enerji Davası”; tam sonuçlan(dırıl)mamışsa da, EMO, THD ve çevrecilerin tesbitlerinde ve öngörülerinde ne kadar haklı olduklarını kanıtlamıştır. Bu tesbitleri yapanlara; “ülkenin kalkınmasını istemeyen vatan hainleri“ diye itham eden ve sürekli olarak; “Vatan-Millet-Sakarya” edebiyatıyla; “3-5 tane nükleer santral, 5-10 tane termik ve mobil santral kurulmasına çalışan” lobilerin, bürokratların, teknokratların ve siyasilerin “yolsuzluklarını-yüzsüzlüklerini” tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Bu santralleri ve yatırımları; “ülke için mi” yoksa “kendileri için mi” istedikleri çok açık olarak belli olmuştur. Hatta son 20 yılda yapılmış ve devam eden tüm enerji ihaleleri, devirler ve özelleştirmeler incelenecek olursa, ülkemizin 30 milyar dolar civarında olduğu söylenen banka batıklarından çok daha fazla, belki de 50 milyar dolarlık bir başka batağa sürüklenmiş olduğu açığa çıkacaktır. Bu yanlışlıkların sonuçları acı bir şekilde Türkiye’de her alanda yaşanmaya başlanmıştır. Ve maalesef önümüzdeki 5-10 yılda çok ciddi bir “enerji sorunu” ve dolayısıyla bundan kaynaklanacak daha büyük ekonomik felaketler ülkemizi beklemektedir.

“ULUSAL ENERJİ KONSEYİ”...
TOBB, 2002 yılında hazırladığı enerji raporunda şu tespitler yapılmıştır; “Türkiye’de elektrik enerjisi fiyatlarını yükselten 4 ana sebep vardır:
1- Aşırı yüksek kayıp-kaçak oranları
2- Enerji fiyatlarının üzerindeki KDV ve diğer yükler
3- Pahalı enerji anlaşmaları yapılması
4- Personel ve organizasyon maliyeti”. Oysa bu tespitleri de bizler yıllar öncesinden yapmış ve kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştık.

Ancak EMO ve THD olarak sürekli; “biz daha önce söylemiştik!”, “biz haklıydık!” demek; hem bu ülkeye, hem de bizlere artık fazla bir şey kazandırmamaktadır-kazandırmayacaktır. Çünkü yapılan her yanlışlığın bedelini; bizler ve çocuklarımız da dahil, tüm ülke sürekli olarak ödemekteyiz. Bu nedenle, bünyesinde her siyasi görüşten on binlerce üyesi olan, çok farklı kamu-özel sektörlerde çalışan ve farklı uzmanlıkları olan mühendislerin yer aldığı Elektrik Mühendisleri Odası ve binlerce bilinçli tüketicinin üyesi bulunduğu Tüketici Hakları Derneği, diğer STKlar; ülke enerji politikasında artık “doğrudan” söz sahibi olmalıdır. En önemlisi de, devlet (Enerji Piyasası Üst Kurulu, EİE vd.) ile sivil toplum (çevreciler, yöre halkı ve tüketiciler) arasında yönlendirici olmalı, gerekli koordinasyonu sağlamalıdır.

Bu amaca yönelik olarak özellikle başını THD’nin çektiği Ulusal Tüketici Konseyi’nin, TMMOB-EMO’nun, KESK-Enerji Yapı Yol Sen.’ın, TÜRK İŞ-TES İŞ’in organizasyonunda yer aldığı, devlet kurumlarını ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren, tamamen özerk bir; “ULUSAL ENERJİ KONSEYİ” kurulmalıdır. Önerilen “Ulusal Enerji Konseyi”; halen mevcut “Enerji Piyasası Üst Kurulu”, arada bir gerçekleştirilen “Enerji Şuraları”, “DEK Türkiye Enerji Toplantıları”, “Enerji Kongreleri”nden bambaşka bir “karakter” ve “misyon” barındıran, esas itibariyle “ulusal onay ve sağduyu” oluşturma amacını taşıyan yeni bir oluşum olacaktır. Bu oluşum; ilgili Bakanlıklar ve Kamu Kurumlarından tutunda, Üniversiteler, TMMOB, Tabipler Odası, Barolar, Sendikalar, Ziraatçılar, Turizmciler, Sanayi ve Ticaret Odaları, Yerel Yönetimler, Çevre Kuruluşları, STK, yöre yurttaşlarını kapsayacak ve kısa-orta-uzun vadede alınacak tüm enerji yatırım kararları, enerji planlamaları; kapalı kapılar arkasında değil, azami “Ulusal Enerji Konseyi” tercihlerine göre yapılacaktır. Aksi taktirde, hem ülkemiz ve ekonomimiz, hem de doğal çevremiz büyük zararlar görmeye devam edecektir.

“ENERJİ TÜKETİCİLERİ KONSEYİ”...Tüketici Hakları Derneği’nden TES-İŞ Sendikası’na, konuyla ilgili akademisyenlerden, EMO’na; Ankara Ticaret Odası’ndan, çevreci kuruluşlara; kısacası elektrik üreticisinden-tüketicisine kadar tüm kesimlerce yapılan itirazlara rağmen 20.02.2001 tarihinde Meclis’te kabul edilen “Elektrik Piyasası Kanunu”, daha sonra kabul edilen “Doğalgaz Piyasası Kanunu”, yasası hazırlanmakta olan “Petrol Piyasası Kanunu”; ülkemizde ciddi sorunlar yaratacaktır. Daha önce bu kanuna benzer uygulamalar yapan ABD-Kaliforniya Eyaleti ve İngiltere’de çok büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Özellikle Kaliforniya’da bu uygulamadan geri dönmek için çareler aranmaktadır.

Kendi elektriğini üretebilen ve çok büyük miktarda elektrik tüketen (asgari 9.000.000. Kwh/yıl) sanayiciler (serbest tüketiciler) dışında kalan tüm elektrik tüketicisi kesimler ve ülkemizin geleceği, “Elektrik Piyasası Kanunu”ndan olumsuz etkilenecektir. Yazımızı uzatmamak amacıyla, “Elektrik Piyasası Kanunu”nun; özellikle çevre-tüketici hakları boyutuyla yaratacağı olumsuzluklarına kısaca değineceğiz.

“Elektrik Piyasası Kanunu”nun geçici 4. maddesinde yapılan bir değişiklikle; “Kamuya ait elektrik enerjisi üretim ve dağıtım tesislerinden işletme hakları devri öngörülenlerden devir işlemlerini 30 Haziran 2001’e (son olarak 31 Ekim 2001’e uzatılmıştı. A.K.) kadar tamamlananlardan, çevre kirliliğini önleyici tesisleri TEAŞ tarafından yapılanların bitirilmesi ve çevre mevzuatı açısından gerekli izinlerin alınması için” devir tarihinden itibaren iki süre tanındı. Değişiklikle; “Bu süre zarfında, söz konusu tesislerdeki elektrik üretim faaliyeti bu gerekçeyle” durdurulamayacak. Bundan böyle mahkemeler, çevre kirliliğine yol açan santralleri kapatamayacak. Bu konuda yurttaşların, çevrecilerin ve sivil toplum örgütlerinin talepleri de, şikayetleri de artık dikkate alınmayacak. Yani “Devlet”; yurttaşlarını “Elektrik Piyasası Kanunu” ile artık “resmen” zehirleyebilecek.

Yine bu kanunla; yenilenebilir ve alternatif temiz enerji kaynaklarının yatırım ve rekabet şansı tamamen ortadan kalkmakta, yalnızca mevcut fosil yakıtlı santrallere şans tanınmaktadır. Başta küçük ölçekli hidroelektrik santraller olmak üzere, rüzgar, güneş, biomas, jeotermal gibi çevreci enerji yatırımlarına, krediler, teşvikler ve sübvansiyonlar kaldırılmakta, piyasada rekabet şansı tanınmamaktadır. Oysa birçok Avrupa ülkesinde ve ABD’de bu tür yenilenebilir enerji kaynakları devlet tarafından bizatihi desteklenmekte ve teşvik edilmektedir.

“Serbest Tüketiciler” dışında kalan milyonlarca küçük tüketici ve küçük-orta ölçekli elektrik tüketicisi olan kuruluşlar; herhangi bir haksızlık durumunda, kötü hizmet ve servis aldıklarında, elektrik kesintisinden kaynaklı yaşadıkları sıkıntılarda, aşırı fiyat artışlarında seslerini duyurabilecekleri, muhatap alınacakları, şikayet edebilecekleri, kısacası haklarını arayabilecekleri bir makam bulamayacaklardır. Tamamen Dünya Bankası ve Uluslararası büyük firma ve yatırımcıların düzenlediği bu yasa karşısında “tüketici hakları” ve bununla ilgili itirazlar, başvurulacak mahkemeler konusunda; Ülkemiz Mahkemeleri ve Danıştay devre dışı bırakılmakta, “Tahkim Yasaları” uyarınca, uluslararası tahkime gidilmekte ve burada da dev enerji firmaları hep haklı çıkarılmaktadırlar. “Elektrik Piyasası Kanunu” milyonlarca tüketiciyi kollayan bir yasadan çok, “Toptan ve Perakende Elektrik Satıcıları”nı ve az sayıdaki “Serbest Tüketicileri” kollayan bir yasadır.

“Enerji Piyasası Üst Kurulu” ile “Toptan ve Perakende Satış Şirketleri” arasında yapılan fiyat anlaşmalarında hiçbir şekilde “temsil” edilmeyen ama bu uygulamadan doğrudan etkilenen milyonlarca “Serbest Olmayan Tüketici”nin haklarını korumak, kollamak ülkemizde de yakın zamanda kaçınılmaz olacaktır. Bu amaca yönelik olarak, her konuuyla ilgilenen mevcut tüketici derneklerinin yanısıra, her elektrik ve doğalğaz dağıtım şirketinin hizmet verdiği farklı bölgelerde, yalnızca bu hizmeti alanların yer aldığı ve “amacı-ilgi alanı”; daha temiz, çevreyle uyumlu, ucuz, yeterli, kesintisiz, verimli, kaliteli elektrik/enerji elde etmek ve kullanmak olan yeni oluşumlara-birliklere-kooperatiflere ihtiyaç duyulacaktır. Bir sitede, semtte ve/ya şehirde yaşayan binlerce “Serbest Olmayan Tüketici”, kooperatiflerde bir araya gelerek, yüksek miktarda elektrik kullanan “Serbest Tüketici” statüsüne kavuşup; “Toptan ve Perakende Satış Şirketleri” ile pazarlık yapabilecek, istedikleri firmadan, tercih ettikleri elektrik enerjisi santralinden elektrik satın alabileceklerdir.

Farklı bölgelerdeki “Enerji Tüketicileri Dernekleri”nin bir araya gelerek konfederasyon şeklinde oluşturacağı “Enerji Tüketicileri Konseyi”; “Enerji Piyasası Üst Kurulu”nun doğrudan “muhatap” alacağı, ülke enerji politikalarının da genel olarak tartışılacağı (kaynak, çeşit, fiyat, kalite, servis, yaptırımlar, haklar vd.), çıkan sonuçlara ve eğilimlere göre ulusal çapta kampanyaların, boykotların ve ciddi yaptırımların hayata geçirileceği etkin-güçlü bir sivil toplum kuruluşu olacaktır. Aynı zamanda da, tüm yurt çapında elektrik/enerji tüketicilerine yol gösteren, danışmanlık hizmeti veren, piyasadaki rekabeti tüketiciler lehine çeviren bir görevi de üstlenecektir. Ancak böylesi bir geniş bir oluşumla gerçek ve ulusal anlamda bir enerji tasarrufu, verimlilik, yenilenebilir, çevreci, enerji kaynaklarının doğru kullanımı sağlanabilir. Aksi taktirde her ne kadar iyi niyetle de olsa, yılda bir kez düzenlenen “Enerji Verimliliği ve Tasarrufu Haftası”nda yapılan paneller ve kompozisyon yarışmalarıyla bu gerçekleştirilemez.

Özellikle İngiltere’de, benzeri sistemden olumsuz etkilenen 23 milyon elektrik kullanıcısı; her özelleştirme bölgesinde hemen örgütlenmiş ve büyük bir sivil toplum-baskı gücü oluşturmuştur. Toplam 14 adet “Elektrik Tüketicileri Derneği”, daha sonra bir araya gelerek oluşturdukları “Elektrik Tüketicileri Konseyi” sayesinde; ülkedeki elektrik birim fiyatları ucuzlatılmış, elektrik hizmet kalitesi, verimlilik, tasarruf artırılmış ve alternatif, yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarının desteklenmesi gerçekleştirilmiştir. ABD kurulmuş olan CITIZENS’ Electric Company (Yurttaşların Elektrik Şirketi); 5393 adet ev, 1108 adet ticarethane ve 35 adet endüstriyel tüketicinin bir araya gelmesi ve yıllık satın aldıkları 162,534,000 kWh elektrik miktarıyla; firmaları dize getiren çok büyük bir sivil toplum ve tüketici gücü olmuştur. “OCA The Office of Consumer Advocate”, “Office of Ratepayer Advocates”, “Electricity Consumer, Worker and Environmental Protection Act”, “RAGE Ratepayers for Affordable Green Electricity”, “San Diego Regional Energy Alliance”, “Consumer Protection Council, Rourkela-India” gibi onlarca organizasyon ve Greenpeace, Energywatch, The Friends Of World gibi çevreci kuruluşların çabaları ve mücadeleleri sonucunda, bir çok ülkede çok önemli gelişmeler sağlanmıştır.

ÜLKEMİZ VE GELECEK İÇİN, BİRŞEYLER YAPMALIYIZ...
Bu ülkede yaşayanları kaile almayan ve yalnızca AB, USA, IMF, Dünya Bankası tarafından ülkemize biçilen üniformaya uygun olarak hazırlanan bütün bu enerji politikalarını tartışmak ve alınacak kararlarda; yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşları olarak artık “söz sahibi” olmak istiyoruz. Bu nedenle, bütün bu kararlardan etkilenecek tüm ülke yurttaşlarının hangi siyasi görüşten, dini ve etnik kökenden, meslek örgütünden, dernekten olursa olsun, ortak paydası; “kayıtsız-koşulsuz yalnızca ülkesini, doğayı ve insanları sevmek” olan yeni bir ulusal ahlakı-dayanışmayı harekete geçirmeyi ve bu çerçevede bir arada olabilmeyi, birlikte ortak iş yapmayı becerebilmeliyiz. “Enerji Tüketicileri Konseyi”; bunun ilk somut uygulaması olarak hayata geçirilmelidir...



KAYNAKLAR:
http://www.ofgas.gov.uk
http://www.electrichoice.com
http://www.oca.state.pa.us
http://www.energystar.gov
http://www.advantageconsumer.com/rights.html
http://www.citizenselectric.com
http://www.cpuc.ca.gov
http://www.energybuyer.com
http://www.sdrea.org



Bu tebliğ; Enerji İşleri Etüt İdaresi 2003 yılı Enerji Tasarrufu Haftası Sempozyumu'nda sunulmuştur.

Kaos, Enerji, Entropi ve Aydınlanma*

Kaos, Enerji, Entropi ve Aydınlanma*
Arif Künar


İçinde yaşadığımız mevcut ve kronik “enerji krizini” açıklamaya çalışırken öncelikle tartışmamız gereken kavramlar; “entropi” ve “kaos”tur. Bilindiği üzere, her kriz öncesi ve sonrası çoğunlukla “kaotik” anlardır. Enerji tüketimimiz arttıkça, entropi artmakta ve entropi arttıkça da; kaos artmaktadır. Aynı zamanda “ekolojik denge”nin bozulması, “sera etkisi”, “global ısınma” ve “ozon tabakası”nın delinmesi büyümekte, ürettiğimiz “radyasyon”, “elektro-manyetik” dalgalar evrene yayılmakta, hayat kalitesi-doğa-biyolojik “dengemiz” giderek daha çok bozulmakta, “huzursuzluğumuz”, “sevgisizliğimiz” çoğalmakta ve “kriz” geri döndürülemez bir halde daha da derinleşmektedir.

Ayrıntıya ve teorisine fazla girmeden, en genel çerçevede; “enerji, entropi, kaos” kavramlarından ne anladığımızdan bahsedelim öncelikle..

Enerji…

Enerji her yerdedir ve evren; enerjiden, onun birbirlerine dönüşümünden, birbirleriyle yaptıkları danstan oluşmaktadır. Evrende gördüğümüz, göremediğimiz, algıladığımız, hissettiğimiz her şey enerjidir. Bizler de enerjiden oluşmaktayız. Sevgili Çetin Göksu Hocamız da bu felsefeyi, yazdığı kitabında “Enerjetizm” olarak tanımlamakta ve özetle; “evrenin bir enerji olgusu olduğu ve yaşamın da bu olgu üzerine kurulduğu”, “İnsan bağımsız bir ve bütün olan, içinde enerji dönüşümleri yapabilen BİR ENERJİ VARLIK’tır” şeklinde ifade etmektedir.

Entropi…

Bilindiği üzere termodinamiğin, iki temel yasası vardır. Termodinamiğin 1. ve 2. yasaları sadece kapalı sistemlerde geçerlidir.

1. Yasa; evrendeki toplam enerjinin sabit olduğunu ve enerjinin yok edilemeyeceğini söyler. Enerjinin korunumu yasası olarak da bilinir. Bu yasaya göre enerji değişik formlarda bulunabilir. Isı, ışık, radyasyon, kimyasal, mekanik, elektrik, güç, ses, renk, düşünce, sevgi, yaşam, hareket vb. enerji çeşitlerine örnek olarak sayılabilir. Sayılan enerji çeşitleri yine 1. yasaya göre birbirlerine dönüşebilir.

2. Yasaya göre tüm doğal ve teknik enerji dönüşüm süreçleri tersinmezdir ve bu süreçlerin yönü hep olasılığı yüksek olan duruma doğrudur. Isı enerjisi, sıcaklığı yüksek olan cisimlerden düşük olanlara doğru akar. Bu süreç tersinmezdir. Yani dışardan yardım olmadan ısı, düşük sıcaklıktaki cisimden yüksek sıcaklıktaki cisme ısı aktarmak mümkün olmaz. Isı enerjisi hiçbir zaman tümüyle bir diğer enerji formuna, örneğin mekanik enerjiye dönüşmez. Ancak bu saptamadan, dönüşüm süreci esnasında, enerjinin bir kısmının yok edildiği anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü 1. yasaya göre enerji yok edilemez. Bunun anlamı; ısı enerjisinin bir kısmının iş üretme yeteneğinden yoksun kalmasıdır. Potansiyel enerji, kinetik enerji, elektrik enerjisi gibi "daha kaliteli" olan enerji formları dönüşüm esnasında; “düşük kaliteli” enerji formuna, örneğin ısı enerjisine dönüşür. İşte, kalitesi düşen enerji için kullanılan ölçüye "entropi" adı verilir. Entropi kavramı sezgisel bir büyüklüktür, kendine özgü bir birimi yoktur ve sıcaklık, basınç, ağırlık vb fiziksel büyüklükler gibi ölçülmesi mümkün değildir. Entropi artışı sonunda, sistemde ısıl eşitliğe ulaşılır. Bardak içindeki suya konulan buz parçası bir müddet sonra erir ve bardaktaki suyun sıcaklığı (veya oda sıcaklığı ile) bir dengeye kavuşur.

Kaos…

Kaos teorisi, Newton’un belirlenmiş, rastlantıya yer vermeyen mekanik evreninden, “fiziksel bir sistemin belli bir zamandaki –buna başlangıç zamanı diyoruz- durumunu yani konum ve hızlarını biliyorsak diğer herhangi bir zamandaki durumunu da kestirebiliriz” diye özetlenebilen klasik mekanik felsefesinden, düz çizgili geometrisinden çok farklı tanımlamalar getirmektedir. Buna göre, doğal sistemler; ontolojik (duyular üstü, madde olmayan yapı-enerji hali, duyularla kavranamayan) olarak kırınımlı (fractal), dinamikleri açısından ise düz çizgisel olmayan (non-lineer) özelliklere sahip görünmektedir. Hangi değişkenin neyle etkileşime girdiği belli olmamakta ve eski fizik, newtoncu mekanik paradigmalara göre; bir değişkene müdahalenin ne tür sonuçlara (neden-sonuç ilişkisi) yol açacağının önceden bilinebilirliğine ilişkin öngörüşünü geçersiz kılmaktadır.

Kaos teorisi; sistemlerin düz çizgisel ilerleyen denge durumunda olmadığını, buna karşılık denge durumu, dengeye yakın durum, kaos durumu olmak üzere farklı durumlardan geçtiklerini belirtmektedir. Bu durumlara geçmeden önce çatallanmalar oluşmakta ve çatallanmaların çoğalmasıyla kaos durumuna geçilmektedir. Kaos, hangi durumlarda ya da hangi sistem ve yapılarda ortaya çıkar, bir yapı ya da sistem hangi durumda kaotiktir sorularına yanıt vermek güçtür. Kaosun varlığını saptamak oldukça belirsiz bir durumdur. Diyelim ki seçtiğiniz herhangi bir sistem için bir zaman içinde değişim kurguladınız. Bu değişimin “başlangıç durumuna hassas bağlılığa” sahip olduğunu nasıl anlayacaksınız? Kaotik olabilme olasılığı taşıyan bir yapının, yani potansiyel kaotik bir sistemin, gerçekte ne zaman kaos durumuna geçeceğinin önceden bilinemezliği zaten sistemin esas özelliğidir.

Kaos ve Entropi…

Dış dünya, ya da çevresi ile madde ve enerji alış verişinde bulunan açık sistemler, örneğin canlı organizmalar ve makinalar doğadaki entropinin genel artış eğilimine karşıt davranış içindeki adacıklardır. Bu özellikleri sayesinde bu varlıklar organizasyonlarını (düzenliliklerini) sürdürebilirler. Yani yaşarlar.

Banyo küvetinin zıt taraflarından doldurulan sıcak ve soğuk su bir müddet sonra birbirine karışır ve ısıl dengeye ulaşır. Bu örnekten, kendisi de kapalı bir sistem olan evrenin düzensizliği ve karmaşayı tercih ettiğini söyleyebilir miyiz? İşte “istatistiksel fizik” bu sorunun yanıtını araştırır ve istatistiksel fiziğe göre; doğa gelişi güzelliği, ısıl eşitliği ve organizasyonun olmadığı, bileşenlerin birbirine karıştığı bir tekdüzeliği tercih eder. Yani sosyal boyutu dahil evrende her şey "yokuş aşağı" gider. Sistem içindeki düzensizliğin (ve kaosun) artışı entropi artışıyla orantılıdır.

Tüm evrenin entropi yasalarına tabi olduğu varsayılırsa, bu çok iyi örgütlenmiş, birbiriyle sıkı sıkıya elektronik, elektrik, mekanik modüller halinde eşleştirilmiş teknolojiler-sistemler, piyasa kurallarıyla oluşan şirketler hatta ülkeler; zamanla yavaşlamak, parçalanmak, dağılmak hatta yok olmak zorundadırlar. Örneğin; buharlı makineler, beta video sistemi, nükleer enerji, Enron Şirketi, Osmanlı İmparatorluğu, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği ve muhtemelen ileride “Süper Güç” ABD gibi…

Huzur(Sevgi)=Enerji-(Kaos*Entropi)

Yukarıda saydığımız “insan eliyle” oluşturulan bütün bu sebepler ve sonuçlarının dünyamıza etkisi; aslında evrenin kaotik sistem yapısının “doğal” bir sonucudur. Ancak bu tür olayların önceden belirlenemezliği, özellikle şiddetinin, boyutunun ve yaratacağı tahribatın önceden bilenemezliği, entropinin artması sonunda oluşacak kaotik yapının da boyutlarının tam olarak kestirilememesine neden olmaktadır. Nitekim sera etkisi, global ısınma ve ozon tabakasının delinmesi, türlerin azalması, radyasyon konularında, uzmanların olayların boyutlarına ilişkin yaptıkları açıklamaların, tespitlerin yetersizliği ve hatta ciddi fikir ayrılıkları bu durumu açıkça göstermektedir.

Günümüzde yoğun-yüksek enerji kullanımının yani entropinin giderek artması, içinde bulunduğumuz hayatın-doğanın giderek düzensizliğe, yok olmaya doğru yol alması; fiziksel-dışsal olduğu kadar “metafiziksel-içsel” yapımızı da doğrudan etkilemekte ve kronik bir “huzursuzluk” halini yaşamamıza neden olmaktadır.

Aslına bakılırsa; kozmik evren ve biz insanlar; “kaos”un ta kendisiyiz. Sevgili Tolga Yarman Hocamızın ifadesi ile “bizler, kaosun torunlarıyız”. Çünkü “evren” ve “kaos” bizim dışımızda değil, tam da içimizde. Yani, evren bizim “makromuz”, bizler evrenin “mikrosuyuz”. İnsanlık tarihinin binlerce yıllık kadim birikimiyle oluşan bu felsefe (Aborijinlerden, Kızılderililere, Uzak Doğu Felsefelerinden, İslam-Tasavvuf Felsefelerine, Derin Ekoloji Düşüncelerine kadar); “tekliğin birliği, birliğin tekliği” ve/veya “vahdet-i vücud; varlığın birliği” diye de ifade edilebilir. Bu felsefe Tao, Buda, “Ene-l Hak” diyen Hallac-ı Mansur, Muhyittin İbnü’l Arabi, Nesimi, Niyaz-i Mısri, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Mevlana gibi bilgeler tarafından binlerce, yüzlerce yıl önce ortaya konmuştur. Eğer, insanlar ya da en azından tek tek bireyler, bu durumu idrak ederek (farkındalık ya da aydınlanma hali), kozmik bilince, yani bir üst bilinç seviyesine kavuşabilirsek, “kainatın” bütün seslerini, enerji dönüşümlerini-titreşimlerini hissedebilirsek ve kendimizi enerjinin kozmik dansının “frekansına” ayarlayabilirsek, özetle “tekliğin birliğine” varabilirsek ancak; gerçek ve nihai bir “huzura”, “aşka”, “sevgiye” erişebiliriz.

Oysa insanlar; yaşadıkları hızlı-yüksek-yoğun enerji kullanımlı hayat tarzlarıyla, egolarıyla, hırslarıyla, akıllarıyla kendilerini kainatın “tek” efendisi vazederek, kozmik evrenin sadece mikro bir parçası olduğunu unutup, kendi iç aydınlanmalarını ve farkındalıklarını oluşturamadıkları için; binlerce yıldan beri hep mutlak “huzur” aradığını sanmış, ancak giderek daha da “huzursuz”, ”sevgisiz” olmuştur.

Ancak tam da bu noktada, önce kozmik bilince erişebilirsek ve buna bağlı olarak yüksek enerjili hayatımızı-halimizi (sürekli daha çok üretmek-tüketmek-hızlanmak-büyümek-yok etmek-elde etmek-almak üzerine kurulu materyalist hayat sistemleri) tedrici olarak terk edip, daha düşük seviyeli bir enerji kullanımlı ve doğrudan doğa ile uyumlu “sade hayat” tarzına geçebilirsek, hem entropi yavaşlayacak hem de Lorenz’in bahsettiği; kaosun “kelebek etkisinin” gücü, Schelling’e göre de; “kaos= potansiyel güçlerin metafiziksel birliği” muhtemel trajedilere, felaketlere belki de daha az yol açabilecektir. Çünkü kaotik sistemlerde küçük değişiklikler öngörülemeyen büyük değişikliklere yol açarken, kimi zaman da büyük değişiklikler küçük ya da etkisiz değişmeye yol açabilmektedir.

Bunu en güzel eski bir şiir anlatmaktadır;

“Bir çivi kaybolduğu için bir nal kayboldu,
Bir nal kaybolduğu için bir at kayboldu,
Bir at kaybolduğu için bir atlı kayboldu,
Bir atlı kaybolduğu için bir haber kayboldu,
Bir haber kaybolduğu için bir savaş kaybedildi,
Ve bir savaş kaybedildiği için bir krallık yok oldu.”

Sonuç olarak zihnimizin bir “gerçeklik” olarak varsayarak kabul ettiği bütün bu başlangıcı/sonu-sonucu belirsiz teorilerden ve bu çok karmaşık durumlardan, en azından benim anlayabildiğim ve naçizane vardığım nokta şu ki, bireyler olarak bu dünyada yapmaya çalışacağımız en önemli şey; her ne şekilde olursa olsun önce kendi aydınlanmamızı gerçekleştirebilmek, farkındalıklarımızın farkına varabilmek, en azından ortaya çıkarmak, kendimizi tanımak, bu vesile ile kainatı algılayabilmek ve nihayetinde kainattaki her şeyi “kayıtsız-koşulsuz” sevebilmek. Bunun için kuşkusuz birçok “yol” vardır, ancak her insan yolunu kendi arar ve bulmaya çalışır. Ütopyalar Toplantısı’na katılan insanların tümü de, zaten kendi “yollarında” bu “içsel” arayışlarını sürdürmektedirler. Belki de zaten bu “yolun” bir sonu yoktur ve “yolculuk” dediğimiz şey; “yolun” bizatihi kendisidir. Önemli olan “yola çıkmak” ve “yolda” olmaktır.

* Bu yazı, yazarın 1 Haziran 2002 tarihinde, İzmir-Karaburun’da düzenlenen “Kaos ve Ütopyalar” toplantısında yapmış olduğu konuşmanın, yazar tarafından web sayfamız için metin olarak sonradan düzenlenmiş halidir.


KAYNAKÇA

1. James Gleick; Kaos, TÜBİTAK Yay., 1995
2. Prof. Dr. Güngör Gündüz; Kargaşa Kaos ve Şekil Oluşumları, ODTÜ Yay., 2002
3. Prof. Dr. Çetin Göksu; Güneş Bilinci, İmaj Yay., 1996
4. Chislaine D. Martel; Ben Enerjiyim, Arion Yay., 1998
5. Prof. Dr. Necmi Gürsakal; Yeni Bilim, Bilgi Toplum Dergisi 2. Sayı
6. 9. Ütopyalar Toplantısı sunuşları ve dostlarla Karaburun’un coşkulu dalgalarının şarkıları eşliğinde kumsalda yapılan muhabbetler.


http://musikiyolu.blogspot.com